Türk Kültürüne Dair Her Şey!

DAİMA TAHRİF, DAİMA YALAN!

Lawrence’in Birinci Dünya Harbinden evvel Osmanlı İmparatorluğunun çökmesi beklendiği sıralarda, bu imparatorluğun topraklarına girmesinde Babıali’den aldığı bir irade önemli ve belki de kat’i rolü oynamıştır.
İngiliz yazarı bu konuda şunları kaydetmektedir :
<>
Bu iradenin alınmasında, Lord Curzon rol oynamıştır. Yalnız Lord Curzon o tarihte hükümete dahil değildi ve bunu, Lawrence’in kolej müdürü Sir John Rya’in talebi üzerine elde ettiği anlaşılmaktadır.
Lawrence, 1909 yılında Filistin’e ve Suriye’ye yaptığı ilk seyahatte, Oxford Üniversitesi için haçlılar şatoları ile ilgili tezini hazırlamaya çalıştı.
Fakat, şimdiye kadar yayınlanan kitaplarda, bu ilk Ortadoğu gezisi hakkında söylenen sözlerin, yazıların doğrudan doğruya Lawrence tarafından<<şişirilmiş>> olduğu görülmektedir.
İngiliz yazarı Richard Aldington diyor ki:
<>
Richard Aldington: Lawrence’in evine gönderdiği mektupları ve bu hususta mevcut dökümanları inceledikten sonra, bu seyahatin bir <>den başka bir şey olmadığını ve Lawrence’in de pek fazla normal turist yollarından ayrılmadığını anlatmakta, bu gezinti ile ilgili olayların şişirildiğinden, patırtı yapıldığından bahsetmekte, Lawrence’in olayları nasıl tahrif ettiği hakkında da örnekler vermektedir.
Lawrence Maksad yakınlarında iken serserinin biri 200 metreden kendisine ateş etmiş, o da karşılıkta bulunmuş, serseri atına binerek kaçmış, Lawrence’in bir tabanca ile bu kadar uzaktan nasıl nişan alabildiğine şaşırmış kalmış!
Lawrence bu tafsilatı, söz konusu olay geciktikten hemen sonra gönderdiği bir mektupta vermiş ve kurşunlarından birinin de adamın atını sıyırdığını kaydetmiştir.
İngiliz yazarı bu olay normaldir diyor ve hemen şunlar ilave ediyor:
<>
Aynı olay hakkında daha sonraları Lawrence değişik ifadeler vermekten çekinmemiştir. Richard Aldington bu değişik ifadeleri peşi sıra nakletmektedir.
Lawrence, Suriye’den bir kadın öğretmene verdiği ikinci ifadede, <>yi bu defa <> olarak göstermektedir. Bu defa şöyle denilmektedir.
< Bunun üzerine Lawrence, korkutmak için, o derece ustaca ateş etti ki: Türk’ün küçük parmağını (hafifçe) yaraladı. Dev şaşkına döndü. Bunun üzerine genç kahraman, Türk’ün parmağına pansuman yaptı ve ona karşı iyi niyet göstermek için de sırtını okşadı: Üstelik: << Cüzdanında kalmış cüz’i miktarda parayı>> da onunla paylaştı, yüksek vasıflarını gösterdi ve nihayet ikisi de dost olarak vahşi dağların yamaçlarından aşağıya indiler.>>
Lawrence hakkında kitap yazmış olanlardan Sir Leonard Wolley ise çok daha farfaracı şekilde aynı hadiseyi nakletmektedir. Bu defa olay Lattakiye’de, deniz kıyısında, Lawrence deniz banyosu yaptıktan sonra cereyan etmektedir. O sırada kulağının dibinden bir kurşun geçmiştir. Lawrence gözlerini kaldırıyor ve 50 metre mesafede birisinin ikinci defa ateşe hazırlandığını görüyor. Derhal tabancasını alarak ateş ediyor ve onu sağ elinden yaralıyor ve nihayet yaralı eline pansuman yaptıktan sonra da bir tekme ile herifi kovuyor:
Lawrence’nin hayranı bulunan veya muhtelif sebeplerle onu <> göstermeye teşebbüs eden yazarların olayları nasıl saptırdığını anlatan Richard Aldinton bu hain Türk’ün olsa olsa aptal bir adam olması gerektiğini ileri sürüyor.
Bir başka misal: Lawrence, Suriye ve Filistin’e giderken bir dostundan ödünç bir harita almıştı. Bunu, dönüşte, sahibine iade ederken üzerinde kan izleri bulunduğundan dolayı özür dilemişti. Diğer taraftan 24 Eylül 1909 da Haleb’den Londra’ya gönderdiği bir mektubdan da anlaşılıyor ki, Lawrence taarruza uğramış, yarı baygın halde bırakılmıştır. Lawrence bu mektubunda: <> başlayabileceğini tahmin etmediğinden de bahsetmektedir. Aynı zamanda mektuba yaptığı bir ilavede, hırsızlık olayından kat’iyen babasına bahsedilmemesini istemekte ve << elimdeki irade o derece tesirli olmuştur ki, hırsız 48 saat içinde yakalanmıştır>>demektedir.
Bu hadise bakın sonraları ne şekillere giriyor.
Vyan Richard hatıralarında Lawrence’in kendisine anlattıklarını şöyle nakletmektedir:
<>

cemal kutay kitaplığı 12
LAWRENS’E KARŞI KUŞÇUBAŞI
ve özel örgüt’ün kuruluşu
CEMAL KUTAY
Kalem Matbaası
İstanbul, 1978

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir